Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BUGÜNLERDE...

    En son ne zaman uğradım buralara? Çok oldu. 
    Soma'daki facia hepimizi üzdüğünden beri -konuya dair bir paylaşım hariç- hiçbir şey yazmak, anlatmak istemedim. Gündelik yaşantımda da enerjimi toplayana kadar zorlandım açıkçası. Bu keyifsiz günlerde normal yaşantıma dönmemi sağlayan en önemli şey yine sanat oldu. Amatörce uğraştığım, uğraşmaktan keyif aldığım resim sanatına dair düzenlediğimiz etkinlik, bu aralar beni en mutlu eden olaydı.           Devam ettiğim yağlı boya resim kursundan arkadaşlarımla birlikte bir sergi düzenledik. Beylikdüzü Belediyesi Kültür Merkezi'nde oldu sergimiz. 19 Mayıs 2014 günü açılışımızı yaptık ve bir hafta boyunca sergiledik çalışmalarımızı. 

   
    Daha önce duyurup yakınlarda oturan arkadaşlarımı sergimizden haberdar edebilirdim normal şartlarda ama dediğim gibi Soma'da kaybettiğimiz onca canın acısı tazeyken yapamadım, içimden gelmedi.
    Zor zamanlarda insanı rahatlatan, bir parça nefes almasını sağlayan meşguliyetler, uğraşılar iyi ki var. Profesyoneller için sanat, amatörler için hobi, her neyse... Edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel vs. İyi ki var. Hem hayat gailesi içinde nefes almak için, hem de olan biteni yansıtmak için lazım sanat. Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi alması örneğin. Hepimizi nasıl da mutlu etti, gururlandırdı birden bire, öyle değil mi? Umut verdi. Bir yandan bu haberle mutlu olurken, bir yandan da üzerimize çöken ağır havayı hafifletebilmek için kitaplara sığınmadık mı çoğumuz? Sığındık. Çok kişiden duydum bunu. 
    İşte ben de iki-üç hafta önce yaşadığımız o kahredici günlerde bir yandan olan biteni takip ederken, bir yandan da sergiye resim yetiştirmeye çalıştım. Sonrasında bir hafta içerisinde sergiye ziyarete gelen arkadaşlarımı karşıladım, salona gidip gelmeye devam ettim. Keyfimiz yoktu ama moral bozukluğumun kronik hale gelmemesi için tam da zamanında yetişti bu sergi. Toparlanmak gerekli. Olan bitenden haberdar olabilmek için, haksızlıklara karşı gelebilmek için, mutlu olmak ve mutlu edebilmek için önce dik durmamız, ayakta kalmamız gerekli. 
    İyi ki çocukluğumdan beri hevesli olduğum halde, geç de olsa vakit ayırabildim yağlı boyaya. Şu aşamada kendi adıma gidişattan memnunum, keyifliyim. Daha çok çalışmam gerektiğinin bilincinde olarak resimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle.     Ve herkese kendi zevkine, vaktine, yeteneğine, hevesine uygun sanatsal uğraşılar tavsiye ediyorum. Bir de bu uğraşıları gönül rahatlığıyla gerçekleştirebileceğimiz sağlıklı ortamlar diliyorum. Yaşam enerjimizi sömürenlerin hayatlarımızdan uzaklaşması dileğiyle...














   
Share:

UNUTULMAZ...

   
    Günlerdir gözümüz kulağımız televizyonlarda. Kalbimiz, aklımız Soma'da...         Olan, biten, olacak olan her şey üzüyor beni, ama en çok şu olaya kahroldum: Soma'daki maden faciasından kurtulan bir işçi, nasıl hayatta kalabildiğini anlatıyor. İstim borusunu kırıp oradan az da olsa hava almayı akıl edebilmiş. O şekilde hayatta kalmış. Şükrediyor. Ama ardından içimi yakan cümleler geliyor. "Yanımdaki arkadaş boruyu istedi ama veremedim. Vermek istedim ama o zaman ben nefes alamıyacaktım. Şimdi rüyalarıma giriyor". :( 
    Hepimiz insanız. Ölümle yüz yüze gelince ne yapacağımızı hiçbirimiz önceden tahmin edemeyiz. Bu yüzden asla kınamam, ayıplamam bu arkadaşı. O kadar zor bir durumda ki. Bu vicdan azabıyla, yanı başında ölmek üzere olup yardım isteyen arkadaşının görüntüsüyle nasıl yaşar bir insan? Unutur mu? Unutamayacak.             Olur olmaz zamanlarda aklına gelecek bu olay. Son nefesine kadar unutamayacak. Adım gibi biliyorum ki ben de unutamayacağım bu maden işçisinin sözlerini, yaşadığını. O nasıl unutsun? Giden gitti, geride kalanlar bunun gibi nice acı verici hikayeyle bir ömür boyu yaşamak zorunda kalacaklar. Dilerim ki, bu olayın yaşanmasında suçlu olan her kim varsa cezasız kalmasın. Hem hukuki, hem de manevi yönden en ağır şekilde ödesin suçunun bedelini. Ajitasyondan hiç hoşlanmam. Bu yazıyı o amaçla yazmadım. Sadece bu yazıyı okuyan herkesin Soma maden faciasını, gidenleri ve ardında bıraktıklarını unutmamasını istiyorum. Unutmayalım! Ne olur bu sefer unutmayalım, unutturmayalım!




Share:

YASTAYIZ...











Share:

SANAT TARİHÇİLERİ SESLENİYOR!

    
     Ben ne yazık ki önceden planlanmış işlerim olduğu için o gün orada olamayacağım.İlgilenenler için paylaşmak istedim.
    
    Konuyla bağlantılı olarak... Sanat Tarihi mezunlarının problemlerinden bir bölümünü anlatan LİSELERDE SANAT TARİHİ başlıklı yazım. 
    





 
Share:

23 NİSAN TÖRENLERİNİN ARDINDAN...

    Milli bayram törenlerinde -en son 23 Nisan törenlerinde- tanık olduğum ve gözüme oldukça batan bir durum var. Tören kıyafetlerinin altına giyilen "Ni.., Ne. Ba....." vs. marka spor ayakkabılar... Çocuklar, örneğin, pırıl pırıl bando kıyafetlerinin altına bu dediğim ayakkabıları giyerek törenlere katılıyorlar artık. Hepsi değil belki ama neredeyse yarısı... O kadar çirkin duruyor ki. 
    Birincisi, her ortamda giyilecek kıyafet ayrıdır. Nasıl ki bir düğünde, iş toplantısında, sporda vs.'de giyilecek belli bir tarz varsa, milli bayram törenlerinde de belli bir tarz olmalıdır. Eskiden vardı. Biz çocukken.
    İkincisi, milli bayramların "anlamına" uygun giyinmek önemlidir. Sen emperyalist güçlere kafa tutacaksın, milletçe kenetlenip işgalcileri ülkenden atacaksın, senin torunların seni anmak için tören yaparken o emperyalist güçlerin markalaşmış sembollerini gözümüze sokacaklar. Aynı emperyalist güçler -çok afedersiniz- bir taraflarıyla gülüyorlardır bize. Ben bunu kabullenemiyorum.
    Moda, giyim kuşam zevki ayrı bir şeydir. Çok şükür takıntım yok ama modelini beğendiysem, rahat bulduysam ben de giyerim o markaları. Ama çocuğuma milli bir törende, tören kıyafetinin altına asla giydirmem. Bu sadece belli okullarda rastlanan bir durum değil. Genelde böyle artık. Özeli devleti hiç fark etmiyor. Öğretmen arkadaşlarım da üzerlerine alınmasınlar, onlarda kabahat olmadığının (ya da çok az olduğunun) farkındayım. İş velide bitiyor. Bayramlarda, özel milli günlerde Facebook hesaplarında bayrakları profil resmi yapan, "Çanakkale Savaşı'nda askerin günlük yiyeceği sadece şu kadardı" minvalinde paylaşımlarda bulunan veliler, iş bayramda çocuğunun tören kıyafetini ayarlamaya gelince "aman canım ne olacak?" şeklinde bir vurdumduymazlıkla hareket edebiliyor. Oysa ki her öğrencinin siyah bir ayakkabısı vardır değil mi? Ya da var mı? Artık onu bile bilmiyorum. Okul formasının altında fosforlu yeşil, fosforlu turuncu ayakkabılar dikkatimi çekiyor. 
    Velhasılıkelam... Bazı değerleri sözde değil özde yaşamak lazım. İçselleştirmek lazım. Biz çocukken 23 Nisan törenlerine ayrı bir heyecanla hazırlanırdık. Törende giyeceğimiz kıyafetlerimizi astığımız yerden çıkarır çıkarır seyrederdik. Ayakkabılarımızı pırıl pırıl temizlerdik. Ciddiyetle, heyecanla ve sevinçle hazırlanırdık bayramlara. Aynı coşkuyu günümüzün çocuklarında göremiyorum. Ama bu kesinlikle onların elinde olan bir şey değil. Bayram sevincini hissetmelerine fırsat vermeyen, milli değerleri içselleştirmelerine zemin hazırlamayan büyüklere benim lafım. 
    







Share:

SEÇİMDEN ÖNCE PİCASSO İLE STRES ATMAK


    Pazar günü yerel seçimler var malum. Ortalık toz duman. Seçimden önceki cumartesi gününü sakin sakin geçireyim diyenler ve yolu Beyoğlu'na düşecek olanlar için bir önerim olacak. Pera Müzesi'ne İspanya-Malaga'dan misafirler gelmiş. Picasso'nun doğduğu evden sanatçının mini mini patiği, oyuncakları, küçücük gömleği gelmiş. 
 
    Ve bunların yanı sıra ustanın 1923-1969 yılları arasında ürettiği gravürler, seramikler... Özellikle gravürler şahane. Kiminde çocukları Claude ve Paloma yer alıyor bu eserlerde, kiminde vazgeçemediği kadın figürleri, kiminde mitolojik sahneler... 

    Hepsi de görülmeye değer. "Picasso, Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler" sergisi 20 Nisan'a kadar Pera Müzesi'nde meraklılarını bekliyor olacak.


    Müzede bir başka sergi daha var 20 Nisan tarihine kadar. "Aurora, Kuzey Ülkelerinden Çağdaş Cam Sanatı"... Benim gibi cam sanatını sevenler için oldukça keyifli eserlerden oluşan bir sergi. Kuzey ülkelerinin ışığını ve doğasını yansıtır nitelikteki cam objeler İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda'dan 25 sanatçıya ait. 
    
    İşte böyle. Bu iki güzel sergi benden küçük bir öneri olsun. Herkese keyifli bir hafta sonu, ülkemiz için hayırlı bir seçim sonucu dilerim. (Ve lütfen ama lütfen oy kullanmayı ihmal etmeyelim.)



 
Share:

WAR IS HELL... SAVAŞA HAYIR!



Görsel:Hürriyet.com.tr











Share:

KATHE KOLLWİTZ, GEÇMİŞTEN BUGÜNE DİNMEYEN ENDİŞE


    Zordur anne olmak... Dünyanın en güzel duygusudur ama zordur. Korumak, kollamak istersin evladını; kötülükler ona ulaşmasın istersin. Tedirgin yaşarsın her daim. 
    Alman dışavurumcu ressam, heykeltraş, gravür sanatçısı Kathe Kollwitz de böyleydi. Her şartta yoksulların, işçilerin, ezilenlerin yanında yer alan ve toplumsal gerçekçilikle duygusallığı harmanladığı eserlerinde daima onlara yer veren bu güçlü kadının bir korkusu vardı. Çocuklarını kaybetmek... Bu yüzden anne ve çocuk teması sıkça yer alırdı eserlerinde.  

        Toplumsal duyarlılığı fazlasıyla gelişmiş bu duygusal sanatçı, doğal olarak savaşa da karşıydı. Savaş karşıtı afişler tasarlardı. Fakat talihsiz bir zamanda doğmuştu çağdaşları gibi. Her iki dünya savaşını da yaşadı. Ve en büyük korkusu başına geldi. Gönüllü olarak askere giden oğlu Peter, 1.Dünya Savaşı'nda hayatını kaybetti. Henüz 18 yaşındaydı. Bundan sonra savaş karşıtı hareketlerini arttırdı. "Milyonlarca genç ve Peter ihanete uğradı" diyordu. Anne ve ölü çocuk teması, çocuklarına sarılmış anne figürleri daha da çoğaldı eserlerinde. El ele verip çocuklarının üzerine kapanmış anneler yaptı. Bu anneler çocuklarını tüm kötülüklerden korusunlar istedi. Tıpkı Tower of Mothers adlı eserinde olduğu gibi.




    
Babaları da unutmadı Kathe. Hep "anne" deriz böylesi durumlarda ama babaların acısını görmezden gelmek vicdanlara sığmaz aslında. The Grieving Parents isimli heykel çalışmasında acıyla öne doğru eğilmiş annenin yanına üzüntüden kaskatı kesilmiş, boşluğa bakan babayı yerleştirdi. Bu eser bugün Belçika Askeri Mezarlığı'nın girişinde yer almaktadır ve ön kısımdaki tabelada "Burada Almanya'nın en iyi gençleri yatıyor" yazmaktadır.


    Savaş karşıtı sanatçı Kathe Kollwitz, 2.Dünya Savaşı'nın bittiğini göremeden 1945 yılında hayata gözlerini yumdu. Üstelik ne acıdır ki diğer oğlundan olan torununu da bu savaşta kaybetti. Belki yaşayacaklarını en başından hissetmişti Kathe ve korktuğu kehanetlerin gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmaya çalışmıştı. Ondandı tüm çabası, direnişi... Oysa ki insanoğlu var olduğundan beri, düşmanlığı keşfettiğinden beri ülkeler savaşıyordu, politikacılar hırsları uğruna gençleri, çocukları birer birer harcıyorlardı. Yanlış yerde, yanlış zamanda yaşıyor olduğunu düşündü belki. 

Tarih boyunca aynı şeyi düşünen tüm masum insanlar gibi...     


(Görseller:www.moma.org
                   www.plough.com
                   www.kathe-kollwitz.de/museum)





Share:

#ÖzgürTwitterİstiyoruz

   
   
    Bu akşam oturayım yazı yazayım dedim. Gündem malum, günlerdir uzak kaldım blog dünyasından. Bursa notlarım eksik kalmıştı, Kent Müzesi'ni anlatacaktım ne güzel. Ama yine ne oldu? Pat! Twitter kapatıldı. 20.Mart.2014'ün son saatlerinde, Twitter'a erişim engellendi. Moral yine yerlerde. Önce bir afalladık ama ayarları değiştirdik girdik Twitter'a. Şu an, şu saatte (02.00 civarı) her zamankinden daha yoğun Twitter. (Ayarları değiştirip girdiği halde yasaklayanları savunanlar bile var.) Yeni güne doğru ilerliyoruz. Saat geç. Ama uyuyamıyorum, çıkamıyorum Twitter'dan. Yasaklamanın böyle bir etkisi var işte! Belirtmek istedim.







Share:

Bunlara Göz Atmalısın

Stats

Bu Blogda Ara

Arşiv

Hakkında

Teknoloji manyağı

Latest Posts

Featured

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Mutlaka Okumanız Gerekenler

AD BANNER

Etiketler

Blog Arşivi