Death Parade

Yönetmen: Yuzuru Tachikawa
Stüdyo: Madhouse
Tür: Dram, Psikolojik
Yapım Yılı: 2015
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/8.5


Genellikle manga kökenli olan animelerden ziyade, Death Parade yine Madhouse bünyesindeki genç animasyoncuların elinden “Anime Mirai 2013” için Death Billiards adı altında çıkmış kısa bir anime filminden geliyor.

Death Parade adlı animeye göre insanlar ölünce ruhları gidecekleri son duraktan önce gizemli kulelerde bulunan yine gizemli barlara yollanır. Burada onları bir barmen ama aynı zamanda bir yargıç olan birisi karşılar. Bu barlara gelen insanlar öldüklerinden ilk bakışta bihaberdir ve öldüklerini bırakın yakın geçmişlerini bile hatırlayamazlardır. Yargıç ise tam tersine ölen şahısların tüm hafızalarına sahiptir. Yargıç, kafası karışık ve ölü olduklarını bilmeyen çifte (her bara birbirinden alakasız iki kişi gelir) bir oyun oynayacaklarını ve oyun bitince bardan çıkabileceklerini söyler. Oyun oynamak istemeyenlere ise yargıç bunu pek önermez. Yani bir nevi onları zorlar. Bu oyunlar ise ilk bakışta basit görünen şeylerdir. Bilardo oynamak, dart oynamak, kart oynamak gibi. Çiftler oyunlarını oynadıkça hafızalarını geri kazanmaya başlarlar ve akabinde de ölü olduklarını hatırlarlar. Bu işlem sırasında ise doğal olarak ruh halleri değişir ve yargıcın dediğine göre karanlık tarafları açığa çıkar. Yargıç da çiftler gelmeden önce elde ettiği hafızalarına ve oyunlar esnasındaki davranışlarına göre hükmünü verir. Ruh ya yeniden doğuş için reenkarnasyona gidecektir ya da sonsuz boşlukta sürekli bir düşüş haline olacaktır. 


Animede bizim barmen ve yargıcımızın adı Decim, olayların geçtiği barın adı ise 15. Katta bulunan Quindecim’dir. Hobisi giyim mankenleri ile uğraşmak olan Decim yukarıda anlattığım gibi insanları yargılayıp hükmünü verdiği yere yollamaktadır. Günün birinde ise siyah saçlı genç bir kız yargılanmak için Quindecim’e gelir ama ortada bir gariplik vardır. Kız henüz hatırlayamaması gereken hafızasına sahiptir ve öldüğünü bilmektedir. Dolayısıyla Decim kızı oyun oynamaya ikna edemez ve kesin hükmünü veremez. Durum böyle olunca Quindecim’in bulunduğu kuleden sorumlu Nona, kızın hafızasını deyim yerindeyse manuel olarak silerek hükmünü erteler ve onu Decim’in yanına asistan olarak verir. 12 bölüm boyunca da Decim ve siyah saçlı asistanının çeşitli sebeplerden ölen insanların hikâyelerine ve hükümlerine tanıklık etmeye başlarız.

Death Parade’yi ilk izlemeye başladığımda bana Jigoku Shoujo’u anımsatmıştı. Lakin izledikçe animenin aslında Jigoku Shoujo ile pek alakalı olmadığını sadece hafif benzerlik taşıdığını (psikolojik olarak) gördüm. Jigoku Shoujo gerilim yönüyle ön plana çıkarken Death Parade’in en büyük kozu izleyenine sunduğu dram ve dramın getirdiği duygusal anlar. Özellikle bölümlerin sonları yaklaşırken insanların öldüklerini hatırlamaları ve yaşadıkları buhran çok iyi yansıtılmış. Ölü olduklarını anlayan ve sevdiklerini bir daha göremeyeceklerinin farkına varanların yaşadığı duygusal çöküntüler sizleri de etkiliyor. Bir de bölümün sonunda kapanış müziği ile (birazdan bahsedeceğim, cuk oturmuş kapanış) ölen şahısların anılarını flashback’ler gibi bizlere gösteriyorlar ya, bu da işin kaymağı olmuş diyebilirim. Yani demek istediğim anime ilk başlarda bu insanlar niye ölmüş diye merak ettiriyor ve sonra adeta damardan girerek sizi etkiliyor. Zaten sizi etkilemeyi başaramaza açıkçası iki üç bölüm sonra olaylar tekrara girdiğinden (değişen insanlar hariç elbette) sıkılmaya başlayabilirdiniz. 



Animenin çizimleri fazla abartılı olmasa da kendine has stiliyle harmanlanmış klasik anime tarzında (yani renkli saçlar, klişe tipler) çıkıyor karşımıza. Klasik dediysek de dediğim gibi kendine has bir ruhu da var. Karakterleri genel olarak sevdim ama ne yalan söyleyeyim Decim’in saç tipi daha iyi olabilirmiş diye düşünüyorum. Bunun dışında zaten arka plan çizimleri de oldukça başarılı ve oyunlar esnasında yaşanan atraksiyonlar başarılı yansıtılmış. Müzikler ise dram yönüyle beraber animenin en iyi tarafı. Öncelikle açılış parçası “Flyers” animenin formatına aykırı kaçsa da, dinledikçe bağımlılık yapan ve açılış sahneleri ile harikulade bir uyum gösteren eğlenceli ve sürekli dinlemek isteyeceğiniz parça. Benim asıl beğendiğim ise dediğim gibi size damardan dramı verdikten sonra ölenlerin geçmişlerini de izlettiren slow parça olan NoisyCell’in (aynı zamanda Barakamon adlı animenin kapanış da bunlara ait) Last Theater adlı parçası. İşte bu parça animeye hakikatten tam oturmuş.

Death Parade’i her bölümünde farklı bir hikâye barındıran sıra dışı bir anime olarak tanımlayabilirim. Quindecim adlı barda geçen olayları ben ilgiyle izledim ve yeri geldiğinde ben de üzüldüm. Bu yüzden aksiyona, fantastik olaylara ve benzerlerine alternatif arıyorsanız Death Parade bence bir göz atılmayı hak ediyor.

Share:

İstanbul Sihirbaz Kiralama Servisi

logo

1992 yılında organizasyon sektöründe hizmet vermeye başlayan firmamız, siz değerli müşterilerimizin
en küçüğünden en genişine kadar olan tüm organizasyon tataleplerini güçlü kadrosu ile Türkiye genelinde hizmet veren sayılı organizasyon firmalarından birisi olmuştur.


Share:

Ghost in the Shell: Arise – Border 4: Ghosts Stand Alone

Yönetmen: Kazuchika Kise
Stüdyo: Production I.G.
Tür: Bilimkurgu, Aksiyon
Yapım Yılı: 2014
Bölüm Sayısı: Ova
Anime Puanı: 10/7


Ghost in the Shell: Arise adlı OVA (Original Video Animation) serisi toplamda dört bölümden oluşuyor ve diğer anime filmleri veya serisi ile doğrudan bir bağlantı içermiyor. Ova serisi daha çok Bölüm 9’un yapılanmasına ve ünlü elemanlarının nasıl bir araya geldikleri üzerinde duruyor. İlk bölüm olan Ghost Pain’in incelemesine buradan ulaşabilirsiniz. İkinci bölüm olan “Ghost Whispers” ve üçüncü bölüm olan “Ghost Tears”ı arka arkaya izlediğim için onların incelemelerine de buradan ulaşabilirsiniz.

Dördüncü film olan Ghosts Stand Alone bizleri 2028 yılının kışına götürüyor. Motoko Kusanagi ve Bölüm 9’un diğer elemanları hala Japon hükümeti tarafından gizli tutulmaktadır ve yeni görevleri “Fire Starter” adlı oldukça güçlü virüsün izini sürmektir. Bu sefer ise virüsün önemli kişilerin, bakanların katıldığı su konferansında ortaya çıkar ve Fire Starter adlı virüs ile ele geçirilen kurbanlar ki bunlar polisler, konferansı protesto eden sivillerin üzerine rastgele ateş etmeye başlar ve deyim yerindeyse bir katliam meydana gelir. Olayların ortasında ise Emma adında bir kız ve lakaplarını Oz Büyücüsü’nden alan Teneke Adam, Korkuluk gibi hacker’lar vardır. Bir yandan Bölüm 9 araştırmasına devam ederken askeri istihbarattan Yarbay Hozumi ve yine askeriyeye bağlı Yüzbaşı Kurutsu ile 501. Bölüm de araştırmaya kendilerini dahil etmişlerdir. 


Hikâye olarak yine her zamanki gibi bölümler doğrudan birbirleriyle bağlantılı değil. Motoko’nun klasik bina tepesinden kendisini boşluğa bırakması ile başlayan Ghosts Stand Alone adlı dördüncü bölüm ilk üç bölüme nazaran az biraz daha iyi geldi benim gözüme. Konu her zamanki gibi karışık, bu yüzden özellikle küçük yaştaki anime severler başta olmak üzere herkese hitap etmez Ghost in the Shell. Buna karşın Ghost in the Shell hayranları elbette kaçırmayacaktır. Lakin daha önceki incelemelerde de söylediğim gibi benim favorim olan Stand Alone Complex’in yerini tutmuyor. Dördüncü bölümün aksiyon sahneleri ile derin hikâyesi güzel harmanlanmış. Gerçi zaman zaman kullanılan terimler sizi zorlayabilir ve ipin ucunun kaçması gibi durumlar yaşanabilir ama resme genel olarak baktığımızda olayın ne olduğunu kavrıyorsunuz. Çizimlere ve müziklere değinmiyorum çünkü daha önceki bölümlerin incelemelerinde değinmiştim ve bu bölümde de yine aynı kıvamdalar.

Arise serisi dediğim gibi Stand Alone Complex’in yerini tutmuyor ve sadece Ghost in the Shell hayranlarına hitap ediyor. Benim size tavsiyem, eğer Ghost in the Shell ile ilgileniyorsanız eski seri ile veya filmleri ile başlangıç yapmanız. Bu arada, Arise serisinin OVA’sının dışında serinin televizyon serisi sürümü de (OVA’nın televizyona uyarlanmış hali) ben bu satırları yazarken devam ediyor. Ayrıca Arise serisinin hem devamı niteliğinde hem de bağımsız olan “Pyrophoric Cult” 26 Ağustos 2015’de yayınlanacak. 

Share:

Tavsiye Ağını Kurarak Kazanç Sağlayabilirsin

Büyük işletmelerin birçoğunun reklamlarını internette veya televizyonlarda görürüz. Ürünlerini veya hizmetlerini tanıtımını yapmak için yığınla para harcayarak pazarlamaya çalışırlar. Bunların geri dönüşlerinin ne kadar olduğunu merak etmiş miydiniz ? Acaba bunca reklam parası harcanıyor tanıtımlar işe yarıyor muydu düşündünüz mü ?

Bunun üzerine epey düşündüm ve araştırdım. İnternet ve televizyon reklamlarının etkisi çok yüksek bu bir gerçek. Ancak şu da dikkatimi çekti ki alınan ürünün veya verilen hizmetin niteliği kalitesi ondan çok daha önemli. Çünkü tek seferlikten ziyade tekrarlanabilir geri dönüşler uzun vade de kazanç için çok önemli. Bu noktada tekrarlanabilir geri dönüşlerin olması bakımından internet ve televizyon reklamlarından çok daha etkili olan tavsiye pazarlamasına değinmek istiyorum.

Bir çok şirket ve hizmet sunan işletmelerde bunun farkına vardı.  Müşteri memnuniyeti sağlamanın yanında ürün veya hizmetini tavsiye etmesiyle hem müşterisine kazandırıyor hem de kendi kazanıyor.

Gelin birkaç örnekle konuya açıklık getirelim.

-Cep telefonunuz vardır muhakkak ve herhangi bir operatörden birini kullanıyorsunuzdur. Türkcell, Vodefone veya Avea bu operatörlerin sık sık yapmış olduğu kampanyalara rastlamışsınızdır.

 Ne diyorlar ?

-Arkadaşını getir. 100 Mb internet hediye.

 -2 kişiyi kampanyamıza dahil et. 250 DK konuşma hediye vs gibi. Düşünün bir çoğu böyle kampanyalar yapıp müşteri toplamıyorlar mı ?

-Bir başkası; Arkadaşını getir. Bir sonraki faturanda şu kadar indirim kazan demiyor mu ?

Hepsi ne için? Arkadaş, tanıdık tavsiyesini kullanarak daha fazla geri dönüş alma çabası içerisinde ve tavsiye pazarlamasının çok fazla geri dönüt alabileceklerinin farkında.

Birde şu açıdan bakalım olaya;

-Televizyonda cep telefonu reklamı gördünüz ve yeni bir cep telefonu alacaktınız. Üstelik hem sizin istediğiniz özelliklere sahip hem de bütçenize uygun. Arkadaş ortamında konu açıldı, durumu anlattınız:

Televizyonda gördüm, tam istediğim gibi bir telefon hem de bütçeme uygun almayı düşünüyorum.
Arkadaşınız:

-Yok dostum, sakın alma! Ben almıştım öyle bin pişmanın telefon göründüğü gibi değil. Hatta geçen bir arkadaşta almış telefonu sürekli garantiye veriyormuş. Sen gel şu telefona bak gayet iyi ve uygun fiyatlı ben bundan memnunum.

Hadi bakalım bide buradan yak.  O çok hoşunuza giden telefonu artık alır mıydınız. Üstelik bunu bir kaç arkadaşınızdan duysanız.  Ne oldu şimdi ? Sizi etkileyen o reklam etkisini kaybetti. Almaktan vazgeçtiniz. Buna ne etkili oldu ? Arkadaşınızın Tavsiyesi.

Vermiş olduğum örnekleri artırmak mümkün. Sizde biraz daha düşünürseniz çevremizde bu tür örneklerin ne kadar çok olduğunu görebilirsiniz.

Şimdi gelelim asıl konuya. Peki bizde bu tavsiye etmenin gücünü kullanarak kazanç sağlayabilir miyiz? Evet kazanç elde edebiliriz.

Öncelikle unutmamak gerekir ki kazanç sağlamamız için en önemli konu o ürün veya hizmeti kullanıyor olmamız ve ondan memnun kalmamız. Bu çok önemli. Çünkü kimse memnun kalmadığı veya kullanmadığı bir ürünü tavsiye etmek istemez.

Peki hem kullanacağımız hem de başkalarına tavsiye ederek kazanç sağlayacağımız ürün nedir?


PEK YAKINDA..... TAKİPTE KALIN...
Share:

General Mobile Discovery 2 Mini Teması

Evet arkadaşlar biliyoruz ki GMD1'in kendi üzerinde gelen temaları o kadar güzel değildi ama GMD 2 Mini'nin temalarından bir kaçı güzele benziyordu baktık GM firması bize temaları getirmeyecek bizde bulduk ve size bir tanesini sunuyoruz temayla hiç oynama olmamıştır kendi orjinal temasıdır güle güle kullanın.










Share:

Aldnoah.Zero

Yönetmen: Ei Aoki
Stüdyo: A-1 Pictures
Tür: Aksiyon, Dram, Mecha
Yapım Yılı: 2014 – 2015
Bölüm Sayısı: 12 + 12
Anime Puanı: 10/9


Aldnoah.Zero’nun evreninde, 1972 yılında ay yüzeyinde astronotlar ve bilim adamları yabancı bir teknolojinin kalıntılarını bulurlar. Hiper Geçit (Hypergate) adı verilen bu teknolojiyi kullanan bilim adamları Mars’a giderek orada yeni bir insan kolonisi kurarlar ve üstelik Mars yüzeyinde daha fazla “Aldnoah” adı verilen teknolojinin kalıntılarına rastlanınca buradaki insanlar dünyadan bağımsızlıklarını ilan eder ve yeni Vers İmparatorluğu’nu kurarlar. Yeni güçleri sayesinde Vers İmparatorluğu kendisini dünyadan üstün görür ve Aldnoah teknolojisine de tamamen sahiplenir. 1999 yılında ay yüzeyinde Versliler ve Dünyalılar arasında yaşanan savaş sonucunda hiper geçit infilak eder ve ayın büyük bir kısmı parçalara ayrılır. Oluşan enkazın çoğu dünyaya düşer ve bu sebeple hem kıtalar büyük değişim geçirir hem de Ay parçalandığı için gel – git oluşumları değiştiğinden dünyanın dengesi de uzun bir süre bozuk kalır. Heaven’s Fall adı verilen bu olayın ardından Vers İmparatorluğu ile Birleşik Dünya Federasyonu arasında ateşkes ilan edilir. 


Ayın parçalanmasının üzerinden on beş sene geçmiştir ve dünya her gün biraz daha kendisini toparlamayı başarmıştır. Ateşkes on beş senedir devam etmektedir fakat parçalanmış ayın çevresinde konuşlanan Vers İmparatorluğuna bağlı şövalyeler ile kaleleri varlıklarını dünyaya hissettirmektedirler. Hatta birçoğu yeniden savaşın başlamasını dilemekte ve dünya ile kaynaklarını ele geçirmenin peşindedir. Nitekim Vers imparatorunun sözü nihaidir. Bu olaylar yaşanırken imparatorun torunu olan Vers prensesi Asseylum Vers Allusia dünyaya gelerek Vers ile Dünya arasındaki soğuk ilişkileri eritmenin ve aralarının başta ticari anlaşmalar olmak üzere geliştirmenin peşindedir. Tüm iyi niyetiyle dünyaya gelen prensese suikast düzenlenir ve zaten ince bir ip üzerinde seyreden ilişkiler hepten kopar. Ateşkes bozulur ve birçok Vers şövalyesi dev kaleleri ile dünya atmosferine girerek savaş ilan eder. Vers’lilerin ve Aldnoah teknolojileri sayesinde inanılmaz güçlere sahip olan “Kataphract”larına (bildiğimiz içine oturulan robot) karşı dünyalıların kataphract’ları pek fazla varlık gösterememektedir. Lakin Inaho Kaizuka adındaki bir genç tüm dengeleri altüst edebilecek bir zekâya sahiptir. Genç Inaho belki de dünya üzerindeki insanlığın son umudu olabilir.



Aldnoah.Zero adlı anime eğer izlediyseniz size biraz Code Geass adlı animeyi hatırlatabilir. Bu animede de Britanya İmparatorluğu dünyaya diz çöktürmektedir ve yine genç Lelouch biraz da doğaüstü güçlerin sayesinde adeta yenilmez denen Britanya’ya kafa tutuyordu. Aldnoah.Zero’da ise Inaho tek başına Vers Şövalyelerine (tek başına demeyelim ama işin büyük kısmını da o yapıyor) kök söktürüyor. Aldnoah.Zero’da doğa üstü güçler de olmadığı için daha gerçekçi bir çizgide ilerliyor. Yani kısacası animedeki konu aslında klişe (bir ülke/ırk bir yeri/dünyayı ele geçiriyor ve bir kahraman sayesinde zayıf taraf isabetli karşı saldırılar yapmaya başlayabiliyor) ama işlenişi, yaşanan çekişmeler, dramlar, kurnazca kurgulanmış savaş sahneleri klişe kurguyu bir hayli telafi ediyor. Özellikle aksiyon sahneleri ve Inaho’nun kurnazca planlarını izlemek gerçekten zevkli.

Anime kendi arasında iki sezona ayrılmış durumda. İkinci on iki bölümde olaylar on sekiz ay sonrasından başlıyor. Yani anime kaldığı yerden devam ediyor. İkinci sezon olarak da adlandırabileceğimiz bu kısım açıkçası ilk sezonun biraz gölgesinde kalmış. Daha doğrusu ilk sezonda ivme çok yukarıda olduğu için ikinci sezon bu ivmeye yetişememiş. Şahsen ben animede Slaine Troyard üzerinden devam ettirilen hikâyenin daha iyi olabileceği düşüncesindeydim. Fazla ayrıntı da vermek istemiyorum ama bunun dışında animede kurgusal olarak herhangi bir sıkıntı en azından benim gözümde yoktu. Peki, animenin eksileri yok muydu? Eksi demeyelim de bana göre bir iki tane dikkat çeken nokta diyelim. Öncelikle dünyayı kurtaranlar yine klasik liseliler:) Koca koca adamlar çaresiz Inaho ve arkadaşlarının başarı elde etmesini bekliyorlar. Neyse ki yardımcı kadro olarak birkaç tane yetişkin karakter de seriye eklenmiş ki hepten 18 yaş altı partisine çevrilmemiş ortam:) İkinci gözüme çarpansa karakterlerin boş zamanlarında hala lise elbiselerini giymesi. Sorsanız liseleri kül olmuştur ama üniformaları hala sırtlarında. Sivil giyin, diğer tüm önemsiz karakterler gibi askeri üniforma giyin. Ama yok, illa lise elbisesi giyilecek. Bunlar işte benim gözüme çarpan garip detaylar, belki siz izlerken fark bile etmeyebilirsiniz. Herhalde yaş aldıkça kafa artık böyle şeylere takılıyor. İnsan artık daha çok yaşıtı karakter görmek istiyor. 


Animenin çizimleri rengârenk ve gerçeğe yakın bir çizgide. Garip saç şekilleri, uçuk karakter modellemeleri Aldnoah.Zero’da yok. Çizimler uygun ve aksiyon sahneleri gayet başarılı. Animenin en büyük artılarından birisi de müzikleri. İlk sezonun açılışı fena değil, ikinci sezonun açılış ve kapanış müziği de idare eder ama ilk sezonun kapanış parçalarından biri olan ve bölümler esnasında da arka plan müziği olarak bazen karşımıza çıkan “aLIEz” adlı parça gerçekten şahane. Bunun yanında bölümler esnasında çalan birçok parça atmosfere fazla fazla destek veriyor.

Sonuç olarak Aldnoah.Zero benim beklentilerimin üzerinde bir anime çıktı ve her bölümünü zevkle izledim. İki taraf da özünde insan olmasına rağmen bir Verslilerin Dünyalıları gelişmemiş varlıklar olarak görmesi, yaşanan çatışmalar, karakter ilişkileri olsun güzel bir animeydi. Finali de gayet tatminkar ve benim gibi fazla mecha sevmeyen biriyseniz bile Aldnoah.Zero’ya rahatlıkla bir şans verebilirsiniz.


Share:

Tokyo Ghoul √A

Yönetmen: Shuhei Morita
Stüdyo: Pierrot
Tür: Aksiyon, Gerilim, Fantastik
Yapım Yılı: 2015
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/8.5


Birinci sezonun tam olarak kaldığı yerden başlayan Tokyo Ghoul √A için aslında fazla anlatacağım bir şey yok. Seri hakkındaki detayları öğrenmek için buraya tıklayarak ilk sezonun incelemesine bakmanızı tavsiye ederim.

Dediğim gibi 2014 yılında çıkan 12 bölümlük seri nerede bittiyse √A da tam olarak oradan başlıyor. İlk sezonu izlemeyenler zaten yanaşmasınlar bile ama eğer benim gibi balık hafızalı iseniz ve seriye bodoslama dalarsanız animeye 1–0 yenik başlamış olursunuz, haberiniz olsun. Çünkü ikinci sezonda herhangi bir özet, hatırlatma gibi bir durum yok ve şahsen ben ilk bölümü izlemeye koyulduğum zaman “bu kimdi, böyle biri var mıydı, Amon hangisiydi, lan ne oluyoruz” diye güzel bir beyin fırtınası yaşadım. Yani sizlere tavsiyem hafızayı canlandırmak ve olayları tazelemek açısından en azından benim gibi ilk sezonun son iki bölümünü hızlı bir şekilde izleyin. Elbette ben hafızama güvenirim diyorsanız, o sizin bileceğiniz iş:)


Hikâyeye ek olarak bir şey yazamıyorum, yazmama da gerek yok zaten. Tek diyebileceğim serinin ana karakteri Kaneki Ken, namı-diğer Gantai (Göz Bantlı) ikinci sezonda biraz daha geri planda ve olaylar sadece bir karakterin çevresinde gelişmiyor. Yeri geliyor olayları Anteiku’dakilerin gözünden yeri geliyor CCG’den, yeri geliyor Kaneki sahneye çıkıyor veya yerini Juuzou’ya bırakıyor. Dengeli ilerliyor yani. Böylesi de çok iyi olmuş çünkü açıkçası bu sezon Kaneki’yi pek beğenmedim, daha doğrusu ısınamadım. Sürekli bir Küçük Emrah modunda, ya acı çekiyor, ya bağırıyor ya ağlıyor, tam amacı ne belli değil, kısacası itici geldi işte. Bunun tam tersi Juuzou be sezon favori karakterim oldu. Ayrıca bir flashback’i saymazsak son bölümde çıkan yeni karakter Arima’dan da ileriki sezonlarda çok şey göreceğiz gibi.


Benim için √A’nın en büyük hayal kırıklığı açılış parçası oldu. İlk sezondaki Unravel adlı harika parçadan sonra bu açılış kötü yani. Bildiğiniz çok kötü, dinlediğim en kötü açılışlardan diyebilirim. Kapanış parçası ise fena sayılmaz. Özellikle her bölüm sonu farklı görsellerle desteklenmesi güzel bir ayrıntı olmuş. En iyi parçalar ise bölümler esnasında çalıyor. Genelde İngilizce olan bu parçalar atmosferi harika bir şekilde tamamlıyor. Zaten son bölümde Unravel’in akustik versiyonu ile atmosfer tavan yapıyor diyebilirim. Çizimler bakımdan ise herhangi bir değişiklik yok, anime kalitesini korumuş.

Tokyo Ghoul √A ilk sezonun üzerine fazla bir şey katmıyor ama en zoru olan aynı tadı yakalayıp performansını düşürmemeyi de hakkıyla başarıyor. Anlayacağınız iyi bir ikinci sezon var karşımızda ve son bölümde gördüğümüz üzere üçüncü sezonun adı Tokyo Ghoul :re olacak ve olaylar en azından bir yıl sonrasından devam edecek. 

Share:

Parasyte

Yönetmen: Kenichi Shimizu
Stüdyo: Madhouse
Tür: Gerilim, Aksiyon, Dram
Yapım Yılı: 2014
Bölüm Sayısı: 24
Anime Puanı: 10/8


Parasyte – The Maxim veya orijinal adı ile Kiseiju – Sei no Kakuritsu ile bilinen animede olaylar Tokyo’da gelişiyor. Bir gece, ansızın gökten yıldız kayıyormuşçasına kestane şeklinde (dalındaki kabuklu hali) teniz topu büyüklüğünde cisimler yağmaya başlar. Bu kestanelerin içinden çıkan solucanımsı varlıklar uyuyan insanların kulaklarından veya burunlarından girerek beyne ulaşmakta ve beynin kontrolünü tamamen ellerine alırlar. Parazit misali beyni ele geçiren varlıklar dolayısıyla vücudun kontrolüne de sahip olmaktadırlar. Gökten düşen parazitlerden birisi de genç Shinichi Izumi’nin yakınına düşer ve Izumi’nin beynini ele geçirmeye çalışır. Fakat küçük parazit hedefine ulaşamadan Izumi uyanır ve karşısındakini yılan sanır. Nitekim küçük çaplı bir arbede yaşandıktan sonra parazit Izumi’nin sağ koluna girer ama yine de Izumi’nin müdahalesi sayesinde beyne ulaşamaz. Parazitin başka alternatifi kalmayınca çareyi Izumi’nin sağ kolunun yerini almakta bulur. Durum böyle olunca parazit beyne ulaşamadığı için Izumi hala kendisidir ama sağ kolu artık parazittir. Şok, şaşkınlık ve korku içinde olan Izumi sağ koluna yerleşen (ve sonradan adı Migi – sağ demek) parazitten çevresinde başka parazitlerin olduğunu da öğrenir ve tahmin edeceğiniz üzere Izumi’nin sessiz sakin hayatından artık eser kalmayacaktır. 


Parasyte, daha animesi çıkmadan okuduğum ilk manga. Mangalara daha çok yarım biten anime serisini izledikten sonra (örneğin Berserk, Hajime no Ippo) başlarım. Parasyte ise dediğim gibi ortada animesi olmadan okuduğum üç mangadan ilkiydi. Animesinin yayınlanacağını duyunca ortaya iyi bir şeylerin çıkacağını bekliyordum ki gördüğüm kadarı ile yanılmamışım. Karşımda bir şaheser bulmadım ama izlemesi gayet zevkliydi. Öncelikle manga 1988 – 1995 arasında yayınlanmıştı ve anime günümüze başarı ile uyarlanmış. Misal Izumi’nin babasının haberleri gazete yerine iPad’ten takip etmesi güzel bir örnek olabilir. Bir de ben öyle hatırlıyor olabilirim ama anime bana daha ciddiymiş gibi geldi. Benim mangada hatırladığım Shinichi Izumi sanki biraz daha sakar, aklı havada bir karakterdi gibi geliyor bana. Neyse, yanılıyor da olabilirim ama sonuçta animenin havası hoşuma gitti. Ayrıca animenin içeriği modern teknolojiye uyarlanmış olmasına rağmen çizimler bakımından nostalji de kokuyor. Parasyte, günümüz animelerinden çizim şekli olarak biraz farklı ve eskiyi andırıyor. 


Animenin çizimleri dediğim gibi günümüz klasik animelerinden biraz farklı. Karakterler daha gerçekçi ve rengârenk saç olayları Parasyte’te yok. Çizim şekli olarak da iki binli yılların animelerini andırdığını da zaten söylemiştim. Kalite olarak ise gayet başarılılar ve dövüş sahneleri de kan bakımından biraz sansüre uğramışsa da izlemesi zevkli sahnelere sahip. Müzikler ise açıkçası daha iyi olmalıydı. Açılış parçası yapı itibari ile değişik ama başarılı bir parça fakat geri kalanlar için aynı şeyleri söyleyemem. İlk olarak kapanış parçasını beğenmediğimi söylemek istiyorum. Hani dedim ya anime nostalji kokuyor diye, bu parçada sanki doksanlı yılların pop gruplarından fırlamış gibi geldi bana. Anime esnasında çalan parçalar da ne yazık ki vasat. Bu parçalar da eskiyi anımsatıyor ama animeye üç parça koymuşlar ve kendilerini sürekli tekrarlıyorlar. Aksiyon olunca bir tanesi, romantik olunca diğeri sürekli oynatılıp durmuş gibi ve açıkçası itici parçalar bunlar. Kısacası müzikler bakımından anime yeterli değil. Buna nazaran seslendirmeler oldukça iyi. Zaten bir anime seslendirmesinde hem Hanazawa Kana hem de Sawashiro Miyuki olacak ve o animenin seslendirmesi kötü olacak:)

Parasyte adlı animenin ilk bölümleri sanki fazla hızlı ilerliyormuş gibi gelse de genel olarak izlemesi zevkli bir anime. Basit ama güzel diye tanımlayabilirim. Bu arada Parasyte’ın live – action filmi olduğunu da belirtmek isterim. Son cümlem olarak, aksiyon içerikli, fazla kasmayan akıcı bir anime arıyorsanız Parasyte ilginizi çekebilir.

Share:

Durarara!! x2: Shou

Yönetmen: Takahiro Omori
Stüdyo: Shuka
Tür: Aksiyon, Macera
Yapım Yılı: 2015
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/7


Tam beş sene sonra ikinci sezonuna (ikinci sezon üç parça halinde olacak) kavuşan sevilen anime serisi Durarara, Shuka adlı anime stüdyosunun resmi olarak ilk anime projesi olmasına karşın yönetmen koltuğunda yine Takahiro Omori bulunuyor. Durarara’nın ilk sezonuna ve ana karakterlerin tanıtımlarına girmeyeceğim çünkü bunları ilk sezonun incelemesinde yapmıştım. İlk sezonu izlemeyenler ve hatırlamak isteyenler buradan 24 bölümlük ilk sezona ulaşabilir.

Birçok anime sever gibi benim de duyurulduğu tarihten bu yana merakla beklediğim x2 Shou, 12 bölümden oluşuyor. İkinci sezon üç parçaya bölünmüş durumda ve devam parçaları “Ten” ve “Ketsu” ilerleyen zamanlarda karşımıza çıkacak. Ben ilk parça olan Shou’a dönecek olursam; her ne kadar bizim dünyamızda beş sene geçmiş olsa da, animede sadece yarım yıl geçmiştir. İlk sezonda vuku bulan olaylardan sonra meşhur Ikebukuro az da olsa sakinleşmiştir. Resmi tanıtımında yazdığı gibi liseliler gençliğinin tadını çıkarmakta, yeraltının ağır isimleri özenle işlerini görmeye devam etmektedir. Uyumayan şehir Ikebukuro olağan seyrine devam etse de, efsanevi kafasız kara motorcu ününe ün katsa da, alttan alttan kazan kaynamaya başlamıştır bile. Eh, Ikebukuro yeterince sakin kalmıştır ve artık bir şeylerin olmasının vakti gelmiştir. İlk domino taşı çoktan devrilmiştir bile ve ardının gelmemesinin imkânı yoktur. 


Durarara’nın ilk sezonunun incelemesini dört sene önce, 30 Mart 2011’de yazmışım. Yani benim gibi animeyi seneler önce izlediyseniz ve araya bayağı bir anime girmişse yeni ikinci sezona handikapla başlayacaksınız diyebilirim. Çünkü ikinci sezonu merakla beklememe rağmen aslında kaba birkaç olay ve isim dışında pek bir şey hatırlamadığımı fark ettim. Demek istediğim, Durarara’da güzel bir şeyler olmuştu ama ne olmuştu? Bu yüzden kendi yazdığım incelemeyi yeniden okudum ve Youtube sağ olsun birkaç detayı hatırlamamı sağladı. Öyle ki, animede geçen Dollars adlı oluşumunun lideri bile yanlış kalmış aklımda:) Bu yüzden seriyi peş peşe izleme imkânına sahipseniz çok şanslısınız.

Gelelim Durarara!! x2 Shou’un içeriğine. Animenin adına yakışır bir şekilde hızlı ve baş döndürücü bir giriş yaptığını söyleyebilirim. Eski karakterler, yeni karakterler, uyumayan şehir Ikebukuro derken ilk bölümü bitirmiş oluyorsunuz. Peki, ikinci sezon bize ne vaat ediyor? Açıkçası ben biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmek istiyorum. Şimdi, anime kötü değil. Hızlı sahneleri (özellikle Shizuo’nun olduğu her sahne) başarılı ve karakterlerin birbirleri ile etkileşimleri – olaylara farklı nedenlerden veya tesadüfen dahil olmalarını izlemek keyifli ama ana konu olarak ortada ne var derseniz pek bir şey yok diyebilirim. Hani dedim ya ilk domino taşı çoktan devrildi diye, devrildi ama tetiklediği olay ve yaşanan gelişmeler ilk sezonun, özellikle ilk sezonun ilk hikâyesinin yanına bile yaklaşamıyor diyebilirim. Tek kelime olarak anlatmam gerekirse heyecan yok. Tamam, aksiyon içerikli sahneler başarılı dedim ama sonuçta Durarara kurgu üzerine inşa edilmiş bir anime ve maalesef kurgunun insanı etkilemediğini (en azından beni) söyleyebilirim. Dediğim gibi anime etkileyici olmamasına rağmen karakterleri ve hızlı sahneleri sayesinde kendisini izlettiriyor ama hani anime vardır “bir bölüm daha izleyeyim, bir tane daha, bir tane daha” dersiniz ve “bugünlük iki bölüm izleyeyim yeter” dediğiniz anime vardır. İşte Durarara’nın ikinci sezonu yaptığım ikinci tanıma giriyor. 


Teknik açıdan Durarara için söyleyecek bir sözüm yok. Kendine has tarzı ve en önemlisi karakterleri ile Ikebukuro’nun yaşadığını hissedebiliyorsunuz. Müziklerin de görsellerden aşağı kalır yanı yok. İlk sezondan tanıdık müziklerin yanında yeni bir açılış ve kapanış parçası bizlere merhaba diyorlar ki ikisi için de oldukça başarılı diyebilirim. Seslendirmeler zaten dört dörtlük. Hanazawa Kana, Sawashiro Miyuki, Ono Daisuke gibi birçok favori seslendirmecim yine iş başında.

Durarara’nın ilk sezonunu izleyenler için yeni sezonu izlemek farz gibi bir şey ama dediğim gibi şahsen benim beklentilerimin altında kalmış bir ikinci sezon. Bu yüzden eğer ilk sezonu izleyip de ikinci sezonu henüz izlemediyseniz beklentilerinizin fazla tepelerde olmamasını öneririm. İkinci sezonun ikinci kısmı “Ten” Temmuz 2015’de karşımıza çıkacak ve Ten’in Shou’dan daha iyi olacağına dair de bir his var içimde:)

Share:

Hızlı ve Öfkeli 7 - Fast and Furious 7


7 filmdir yoluna devam eden Hızlı ve Öfkeli 7 - Fast and Furious 7 bu gidişte en çok çekilen seri film olma yolunda ilerliyor bakalım daha nereye kadar gidecekler merak konusu şu bir gerçek ama her filmde çıtayı bir üstte taşımayı başarıyorlar ve kendini izletiyor. Tabi en büyük sebep bu filmin her sene yeni bir serisinin çıkması ilgi en üstte tutmayı başarıyorlar. Hızlı ve öfkeli 7 hakkında kısaca bilgi vereli daha doğrusu özetine göz atalım. 013'ün Eylül ayında çekimlerine start verilen filmin akıbeti, başrol oyuncusu Paul Walker'ın ölümünün ardından belirsizliğe girmişti. İlk başta 11 Temmuz 2014 olarak düşünülen vizyon tarihi, daha sonra 10 Nisan 2015, en son da 3 Nisan 2015 olarak değiştirildi ve filmin çekimlerine devam edileceği açıklandı. 31 Mart 2014'te filmin çekimleri yeniden başladı. Paul Walker'ın çekemediği sahneler için 4 tane dublör kullanılacağı ve yüzünün gözükeceği yerlerde CGI tekniğine başvurulacağı belirtildi. İnternetten hızlı ve öfkeli 7 rekora koşuyor yazısını görünce acaba gerçekten öylemi yoksa medyanın şişirmesi mi diye düşünmüştüm.Taa ki filme gidene kadar.Ne kadarda yanılmışım.İlk 3 günde 1 milyona yakın kişi izlemiş ve bir ilki başarmış.Ve ilginçtir arkadaşım bileti önceden alalım yer kalmaz deyince ben karşı çıkmıştım kalır demiştim fakat yinede o doğrusunu yapıp önceden almakla haklı çıktı.Resmen kapalı gişe oynadı.Neyse zar zor yerimize geçtik film izlemeye başladı ilk başlarda arkadaşıma çaktırmadım da baya bi uykum geldi hatta bi ara uyuyacak gibi oldum derken biranda film bana tokat attı kendine gel böyle bir film kaçmaz dedi adeta.Bende o tokatla bi silkelendim.Sonrası malum Paul Walker,Jason Statham,Vin Disel ustalarının büyüsüne kapılıp filmin nasıl bittiğini anlamadım bile.Zaman su misali akıp geçti.Bazı sahnelerde yok artık dediğim de oldu.Ve tabiki "Abi yabancılar yapıyor yaa"dediğimde.Evet son sahneler Paul Walker sevenleri adına biraz üzücüydü.Halâ inanmak istemiyor insan bu kadar yakışıklı iyi bir oyuncu nasıl olurda bırakıp gidebilir...Hayat işte.Filmi Çok beğendim gitmediyseniz çok zaman geçirmeden gidin.Ayrıca Vin Disel o suratındaki umursamaz ifadelere mimiklerine hastayım adamım. Filmin tamamını internet üzerinden izlemek isteyenler için
Hızlı ve Öfkeli 7 izle sitesinde full türkçe dublaj olarak seyredebilirsiniz.

Share:

Survivor All Star 27. Bölüm izle 7 Nisan 2015

Survivor All Star 27. Bölüm 7 Nisan 2015 saat 20:00'da başlayacak olan Survivor All Star izlemek isteyenler blogumuzdan Survivor All Starı izleyebilirler. Survivor All Star 27. Bölüm Full HD Tek Parça izlemek isteyenler takipte kalsınlar...
Share:

AA Level Geçme Hilesi Android MOD APK İndir


aa oyununu ilk açtığınızda yoğun şekilde kolay olduğunu düşüneceğinize eminim. Zira tek yapmanız gereken dairesel hareket eden bir platforma elinizdeki sayıları sırayla yerleştirmek. Lakin oyunda ilerledikçe dönen platform iyice hızlanıyor ve daha fazla sayı yerleştirmek mecburiyetinde kalırsınız. Sayıları yerleştirmek ise tam bir sıkıntı. Sebebiyse sayıları platformdaki boşluğa denk getirmek için doğru zamanı kollamalı ve tam olarak acele etmemelisiniz. Tereddüt etmeniz zorunda bölüme en baştan başlayacağınızı unutmayın.
Not: Cihazınız kesinlikle Root‘lu olmalıdır.
Öncelikle cihazınıza Root Explorer uygulamasını indiriyoruz. (Root Explorer APK indirmek için tıklayın.)
1. Sistem klasörlerinden “Data/data/com.aa.generaladaptiveapps/shared_prefs” klasörü içerisine geliyoruz
2. “com.generaladptiveapps_preferences.xml” dosyasını Metin düzenleyici/Text editör ile açıyoruz
3. Daha sonra oyuna giriyoruz. Ve oraya girdiğimiz seviye ile oyuna devam ediyoruz.
Oyunu android marketten indirip işlemleri yapabilirsiniz, seviyeyi değiştirmeden önce oyunu tamamen kapattığınızdan emin olun. İyi eğlenceler
Share:

Haikyuu!!

Yönetmen: Susumu Mitsunaka
Stüdyo: Production I.G.
Tür: Spor, Komedi
Yapım Yılı: 2014
Bölüm Sayısı: 12
Anime Puanı: 10/9


Spor temalı neredeyse bütün animeler gibi klasik bir içeriğe sahip Haikyuu!!’da da bitik veya eski şanından çok uzak bir spor kulübüne katılan yeni üyeler ile kanatlanarak ulusal turnuvayı hedeflemesi temel alınıyor. Ana kahramanımız olan Hinata boyu kısa olmasına rağmen koyu bir voleybol hayranıdır lakin gittiği ortaokulun erkek voleybol takımı yoktur. Ancak son senesinde yedek oyuncuları olmayan bir takım oluşturmayı başarır ve resmi bir müsabakaya çıkar. Karşısında ise talihsiz bir şekilde bölgenin favori takımını ve “Sahaların Kralı” lakaplı çocuğu çıkar. Doğal olarak Hinata’nın takımı yenik düşer ama Hinata cesaretini toplayarak kral lakaplı Kageyama’nın karşısına çıkar ve ona günün birinde kendisini yeneceğini söyler. Aradan bir sene geçer ve Hinata liseye başlar. Eşofmanlarını kuşanan Hinata heyecanla spor salonuna koşturur ve karşısına bir sürpriz çıkar. Bir sene önce meydan okuduğu Kageyama da aynı okul olan Karasuna Lisesi’ne yazılmıştır, yani artık takım arkadaşıdırlar. İlk başta sürekli didişseler de gün geçtikçe bir uyum yakalamaya başlarlar ve çok geçmeden bu ikili Karasuna Voleybol takımı için eski başarılı günlere dönmenin umudu olmaya başlar. Eh, antrenmanlar sert, rakipler güçlüdür. İlk hedef bölgeden çıkmak ve sonraki hedef doğal olarak ulusal elemelere katılmaktır. 


Dediğim gibi Haikyuu’da karşımıza yabancı bir konsept çıkmıyor. Zaten spor temalı bir animeden daha değişik bir şey beklemek yanlış olur. Ha, Giant Killing veya One Outs gibi bu kalıba uymayan animeler var ama işin içinde okul oldu mu mecbur kulüp falan olacak. Neyse, konumuza dönecek olursak; belki tema tanıdık olabilir ama elbette burada önemli olan içerik oluyor ki Haykyuu bu konuda bence oldukça başarılı. Öncelikle karakterler fazla kasıntı olmamış ve doğaüstü şutlar falan bu animede yok. Ha, olaylar müsabakalarda zıplarken falan olaylar elbette biraz ağır ilerliyor ki sporcuların düşüncülerini falan dinleyelim, artistik hareketleri ve püf noktaları görebilelim. Yeniden karakterlere dönecek olursam, Karasuna Lisesi karakterlerinin hepsini beğendim. Neşesi ve azmi ile Hinata, eski günlerinden ders alan sert (ama anlayışlı) Kageyama, takımın sorumluluk sahibi kaptanı, ağır başlı diğer abisi, kavgacı tipi, enerjik tipi, fazla konuşmayanı, çok konuşanı derken güzel bir ortam oluşturulmuş. Özellikle Hinata seslendirmesi de dahil olmak üzere çok başarılı bir karakter olmuş. Üzerine kaymak olarak animenin komedi yönünün de başarılı oluşu koyulunca bir bakmışsınız benim gibi huyunuz olmasa bile dört veya beş bölüm üst üste izlemişsiniz:) Kısacası anlatmak istediğim, konu her ne kadar standartların dışına çıkmasa da içerik olarak eğlenceli ve samimi. 


Hazır ulusal turnuva konusu açılmışken bir iki şey yazmak istedim. Hemen hemen bütün spor kulübü temalı animelerden gördüğümüz kadarı ile ister futbol olsun, basket, yüzme, voleybol ve daha birçok branşın turnuvaları yapılıyor ve iş ulusal turnuvalara kadar gidiyor. Şimdi, Kaptan Tsubasa veya Kuroko no Basuke’deki gibi maçlarda tribünlerin dolup taştığını ve televizyonlarda yayınlanacak kadar ilgi topladığını sanmıyorum (sonuçta bunlar talebe, gelip izleyen ancak birkaç akraba olur) ama eğer gerçekten Japonya’da bu denli düzenli organizasyonlar her sene liseler arası yapılabiliyorsa adamları tebrik ederim. Bir diğer taktığım husus ise bayan takım menajeri olayı:) O olayı açıkçası anlamış değilim. Yahu sen kızsın ne işin var erkeklerin arasında. Yanlış anlaşılmasın, misal futbola ilgisi vardır kız takımı yoktur erkek takımının menajeri olur, tamam derim ama örneğin Haikyuu’daki Shimizu’yu ele alırsak, senin ne işin var orada diyemeden edemedim. Okulun kız takımı da var, git orada oyuncu ol, menajer ol, diğer kızlarla takıl, arkadaş edin. Diğer neredeyse bütün spor temalı animelerde bu olay mevcut. Kızcağız, not tutar, temizlik yapar, oyuncuların üniformalarını derler vb. ama neden? Neden hiç erkek menajer görmüyorum ben? Bu da kendi aklımca beyin fırtınası yaptığın bir konuydu işte:) 


Haikyuu’nun çizimleri ise klasik anime çizimleri olmakla beraber abartıya da kaçılmamış. Mesela Kuroko no Basuke’deki gibi renk paletinden seçilmiş gibi her renkten saç yok. Arada birkaç sarı saç, beyaz saç çıktı ama yeşil veya mor gibi absürt durmuyor. Bunun dışında çizimler başarılı, rengarenk ve kullanılan komiklik efektleri de sevimli. Seslendirmeler de aynı şekilde sağlam. Özellikle bahsettiğim gibi Hinata’nın ince sesi o kadar çok yakışmış ki karakter resmen ruh kazanmış. Seslendirmecisi Murase Ayumu bu satırları okursa şayet onu tebrik ettiğimi bilsin:)

Daha fazla uzatmaya gerek yok. Karşıma ne çıkacağı belliydi, önemli olan nasıl çıkacağıydı ve söyleyebilirim ki Haikyuu başarılı bir spor animesi lakin yine birçok anime gibi yarım sona sahip. Yarım derken pat diye kesilmiyor, sezon finali kıvamında. Animenin ikinci sezonu kısmetse Ekim 2015’te bizlerle olacak ve şahsen ben iple çekiyor olacağım.

Share:

Facebook Kısa Bir Süre Sonra Geri Dönecek

Giriş yapmaya çalıştığımda Facebook'un kısa bir süre sonra geri döneceğini söyleyen bir mesaj alıyorum.

Giriş yapmaya çalıştığınızda bu hata mesajını görüyorsanız, bu genellikle hesabınızın depolandığı veritabanını geliştirmekte olduğumuz anlamına gelir. Bu işlem sırasında hesabınıza erişemezsiniz. Bu durumun neden olabileceği rahatsızlık için özür dileriz.
Aklınızda bulundurmanız gereken noktalar:
  • Bakım tamamlandıktan sonra aynı şifreyle giriş yapabilmeye devam edersiniz
  • Hesabınız bakımdan etkilenmez
  • Aynı anda tüm hesaplarda site bakımı yapmadığımızdan, siz hesabınızı kullanamıyorken arkadaşlarınız siteye erişebiliyor olabilir
24 saat sonra hala bu hatayı görüyorsanız, bize bildirin.
Share:

Mutlu Ol Yeter Dizisi Başlıyor

Mutlu Ol Yeter Dizisi Başlıyor. Merakla beklenen dizi nihayet ekranlarında yeri alıyor.Atv ekranların bu diziden beklentisi çok fazla tabi bizlerinde bu kadar iyi oyuncuyu ve senaryoyu görünce beklenti oldukça tavan yaptı Mutlu Ol Yeter izle yayınlanan fragmanlar ilgiyi iyice yükseltti bakalım.Mutlu Ol Yeter 1.bölüm izle bekleneni verecek mi hep birlikte göreceğiz.Dizi hakkında kısaca bilgi verelim. Yapım şirketi : NTC Medya Yönetmen : Kerem Çakıroğlu Senaryo : Ali Demirel, Barış Erdoğan, Yiğit Özgür Yapımcı : Mehmet Yiğit Alp Oyuncular:Ali Atay (Can) Aslı Enver (Zeynep) Ertan Saban (Babür) Öner Erkan (Güneş) Fırat Albayram (Devrem) Ayten Uncuoğlu (Azize Afife) Sait Genay (Ziver) Tülay Bursa (Şerife) Bülent Seyran (Kamer) Efe Tuncer (Vefa) Nil Günal (Nurten) Seda Türkmen (Ayşe) Hikayemiz İstanbul’un “bir” mahallesinde geçmektedir. Hepimizin bildiği ve sevdiği o mahalle sıcaklığında, birbirini seven komşuların olduğu, küçük esnafı, eşrafı ve orada doğup büyümüş fertleriyle dolu bir yerdir İstasyon Mahallesi. Bizim mahallemizin tüm bildiklerimizden farkı, onu şimdiye kadar kimsenin görmemiş olmasıdır. İstanbul’un ne bildiğimiz bir ilçesinde, ne de bildiğimiz bir bölgesindedir. Anlatacağımız hikaye, tamamen bizim inşa edeceğimiz; kendi huyu, yerel suyu ve türlü türlü kendine özgü karakteri ile yepyeni bir mahallede anlatılacak bir masaldır.” Şu devirde dizilerin bir diğeri gidip diğeri yayına geliyor. Seyirci ne yapacağını hangisini izleyeceğini iyice şaşırdı özellikle hd dizi izleme sektörü aldı başını gidiyor umarım bu dizide reyting uğruna hemen harcanmaz.
Share:

Bağımlılık Yapan Bir Site Tanıtım

Bir çok insan boş vakitlerini dizi izleyerek veya film izleyerek geçirmektedir. Evde oldukları zaman insanların yapmaları gereken ve canlarının sıkılmasını engelleyen en büyük zaman geçirme olarak dizi izleme olarak gösterilmektedir. Hayatını renklendirmek isteyen bir çok insan dizi izlemek için kendisinin bir kategorisini oluşturur. Olay bu şekilde cereyan ettiği için insanlarımız gerçek kaliteli siteleri aramaya koyulurlar. Kaliteli sitelere ulaşabilmek gerçekten çok zordur. İnternet'te bir çok saçma sapan site diye adlandırdığımız siteler mevcuttur. Bu siteler insanlara reklam göstermekten başka bir icraat göstermemekle beraber insanların zamanlarını çalmaktadır. Hayatına renk katmak isteyen bir insan aslında çok masumdur ve istediği sadece bir dizi izlemektir. Bir çok site, sitesini çöplük haline getirmiştir. Dizi sitesinde film, film sitesinde dizi bulunmaktadır. Aslında kendileri için bu sadece bir ekstradır. Ancak bu ekstraların insanlarımızı ne hale getirdiğinden habersizce hareket etmektedirler. İnsanlarımız film izlemek istiyorsa film sitelerini aramak eğer dizi izlemek istiyorsa dizi sitelerinden izlemek istiyorlar. Bu nedenle biz size en iyi Yerli dizi izleme sitesini sunuyoruz. Sitemizde yalnızca yerli diziler olacaktır ekstra yabancı veya ekstra bir film olmayacaktır. Kaliteli iş çıkaracağımızdan çok eminiz umarım herkese hayırlı olur. Diğer size bahsetmek istediğim bir konu ise; Film izleme sitesidir. İki sitemizin de kalitesi ortadadır. Film izlemek isteyen bir arkadaşım sizlere bahsettiğim sitelerden rahatça özgürce istediği filmi reklamsız bir şekilde izleyebilirler. Özgürlüğün tadını çıkarın.
Share:

Donanım (hardware) nedir?


Hardware, Türkçe adıyla donanım, adından da anlaşılacağı gibi, somut parçaları ifade eden bir terimdir. Daha felsefi söylemek gerekirse; bahsedilen elektronik aygıtın fiziksel parçalarına donanım denir. Bilgisayar donanımları, bir bilgisayarın çalışmasını sağlayan fiziksel parçalardır.

Donanım, iç donanım ve dış donanım olarak ikiye ayrılır. Bir donanım bir başka donanımın içine yerleştirilebiliyorsa, yerleştirilen donanım iç donanım, onu kapsayan donanıma ise dış donanım adı verilir. Örnekleyecek olursak, bilgisayarın kasası dış donanımdır, RAM bellek iç donanımdır gibi. 

Kişisel bilgisayarların donanımları olması zorunlu donanımlar, işlev kartları, giriş birimleri ve çıkış birimleri olmak üzere dört grupta incelenir. Olması zorunlu donanımlar; 


İşlev kartları; giriş-çıkış denetleyicisi, grafik kartı, ses kartı, ağ kartı, TV kartı, modem kartı, video montaj kartı ve özel kullanım amaçlı kartlar olmak üzere sekize ayrılır.

Giriş birimleri de; kamera, mikrofon, parmak izi okuyucu, fare, klavye, tarayıcı, sayısallaştırıcı, ve duyarlı ekran olmak üzere sekize ayrılır.

Çıkış birimleri ise; hoparlör, kulaklık, yazıcı ve monitör olmak üzere dört grupta incelenir.

Konuyu toparlamak gerekirse, bilgisayarın çalışması için gerekli parçalara donanım denir. İngilizcesi hardware'dir. Kullanıcı için gerekli olan programları kullanabilmesi için oluşturulmuş aygıtlardır.

Share:

Yazılım (software) nedir?


Software, Türkçe adıyla yazılım; elektronik cihazların birbiriyle iletişim ve senkronize şekilde çalışabilmesi için kullanılan makine komutlarıdır. Daha genel tabir kullanacak olursak, elektronik cihazların çalışabilmesi için gerekli olan sistem komutlarıdır. Yazılım denildiğinde %75 ihtimalle akla ilkin bilgisayar gelir fakat tüm elektronik sistemlerin yazılımları vardır ve genel bir tabirdir.Yazılım oluşturmak için bir çok bilgisayar dili vardır. Bunlardan bazıları Java, C, Pascal'dır.

Bilgisayarın sistem yazılımından bahsedecek olursak, belli başlı kombinasyonlar sayesinde donanımların doğru çalışmasına ve sistemin uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlar yazılım. İşletim Sistemleri kombinasyonunu kullanarak bilgisayarın temel görevlerinin aksamadan yerine getirilmesini sağlar. Aygıt Sürücüleri kombinasyonunu kullanarak bilgisayarda yüklü olan donanımların sorunsuz şekilde çalışıp çalışmadığını denetler, bir sorun bulduğunda bunu kullanıcıya bildirir. Bunların yanında birkaç kombinasyon daha kullanarak bilgisayarı tümden kontrol eder bu kombinasyonlar şunlardır; Sunucular, Pencere Sistemleri ve Hizmet Programları'dır.

Netice itibariyle yazılım, bilgisayarın görünmeyen kısmıdır. Tüm işlevselliği kontrol eden komutlar zinciridir. 

Share:

Bilgisayarım çok yavaşladı, nasıl hızlandırırım?


Bilgisayarı hızlandırmak için, önce nelerin yavaşlattığını doğru saptamamız gerekiyor. Videoları indirmek saatlerinizi alıyor, sitelerde gezinmeniz yavaş ve sayfayı yenileyince hemen gelmiyorsa problem bilgisayarınızla alakalı değil, internetinizle alakalıdır mesela. Problemi doğru saptamak gerekir. Bilgisayarınız yavaş açılıyor, özellikleri oldukça iyi olmasına rağmen, bir programla çalıma yaparken, öteki programda müzik dinleyemiyorsanız bu bilgisayarınızın yavaş olduğunu gösterir.

Böylesi problemleri çözmek için bir kaç tane yöntem var. Birincisi güvenilir bir antivirüs programı yüklemek, eğer varsa son sürümüne güncellemektir. Yüklediğiniz veya güncellediğiniz antivirüs programınızın ayarlarını katı kurallı koruma yapacak şekilde kendiniz düzenledikten sonra tam sistem taraması gerçekleştirin. Biraz uzun sürecektir ama bilgisayarınızda varsa virüsleri temizleyecek ve bilgisayararınız hızlanacaktır.

Bir diğer yöntem de denetim masasına gidip, çok sık kullanmadığınız ama sistemde büyük yer kaplayan programları kaldırmak olabilir. Böylesi programlar gözle görülür bir yavaşlatma sağlayacağından kaldırdığınız takdirde bilgisayarınızın işlemcisi rahatlayacaktır ve hızı artacaktır. Yüklü programlardan, bilgisayarı hızlandıracağım diye önünüze çıkan programı da kaldırmayın. Büyük boyutlu olan ve sizin sık kullanmadığınız programları kaldırın. Sisteminizde 50 MB yer kaplayan bir programı kaldırıp kaldırmamanız bir şey ifade etmeyecektir.



Bir başka yöntem, işletim sisteminizin rahat çalışabilmesi için harddiskinizde boş alanın yeterli olması gerekir. Eğer 320 GB bir harddiskiniz var ve siz 300 GB'ını doldurmuşsanız yine çok işinize yaramayacak şeyleri silmeniz, bilgisayarınızı hızlandıracaktır. Mesela; sınırsız bir internetiniz varsa, bilgisayarınızın harddiskinde program arşivi yapmanıza gerek yoktur, ihtiyacınız olduğunda internetten indirebilirsiniz. Dolayısıyla buna benzer gereksiz dosyaları harddiskinizden silmeniz işletim sisteminizin rahat çalışmasını sağlayacak ve böylelikle bilgisayarınızda hızlanacaktır. 

Bir diğer yöntem de, çalışan uygulamaları sınırlandırmak olabilir. Nasıl yani derseniz; bilgisayarınızda başlat düğmesine bastığınızda çalıştır veya ara gibi sekmeler kullanarak 'msconfig' sistem yapılandırmasını aratarak ulaşacağımız panelden, bilgisayarınızın ilk açılışında direkt olarak çalışmasını istemediğiniz, direkt olarak çalışmasına gerek olmadığına karar verdiğiniz uygulamaları deaktif hale getirerek sistem hızınızı artırabilirsiniz. Bu şekilde de bilgisayarınıza hız kazandırmış olursunuz.

Bu birkaç işlemi gerçekleştirdiğiniz takdirde bilgisayarınızda gözle görülür bir düzelme farkedeceksiniz. Kolay gelsin...

Share:

Macintosh (Mac OS X) işletim sistemi


Macintosh, kısa adıyla Mac OS Apple tarafından 1984 yılında üretilmiş, UNIX tarzı açık kaynak kodlu, yasal olarak sadece Apple ürünlerinde kullanılabilen bir işletim sistemi yazılımdır. Gelişimi Mac OS 7, Mac OS 9 ve Mac OS X diye sıralanarak devam etmiştir. Mac OS X'teki X roma rakamındaki 10'u temsil eder ve 2010 yılında yazılımlanmıştır. Görsel ve grafik anlamda rakiplerinden çok fazla üstün olduğundan yayıncılık anlamında çok tercih edilen bir işletim sistemidir. Son sürümü 2014 yılında piyasaya sürülmüştür ve adı Mac OS X Yosemite'dir

Share:

Linux (Çekirdeği) işletim sistemi


Linux, 1991 yılında geliştirilen, açık kaynak kodlu, özgün ve ücretsiz bir işletim sistemi çekirdeğidir. İsmi Lunis Torvalds tarafından geliştirilen Linux Çekirdeği'nden gelmektedir. Linux sunucu işletim sistemlerinde en çok kullanılan yazılımdır ve varolan 10 süperbilgisayarda yüklüdür. Linux, Linux Çekirdeği ve GNU Lisansı ile birlikte temel yazılımlarla birlikte paket olarak sunulur ve işletim sistemi görevi görür. Bazı yazılımcılar tarafından Linux İşletim Sistemi olarak kabul edilir, bazıları tarafından GNU/Linux olarak adlandırılır ama işin gerçeği bir işletim sistemi değil, işletim sistemi çekirdeği olduğudur. 


GNU yazılımlarını ve Linux çekirdeğini paket halinde sunan yazılımlardan bazıları; Debian, Fedora, Linux Mint, Mageia, openSUSE, Red Hat, Slackware, Ubuntu ve Pardus'tur. Açık kaynak kodlu olması çok kullanışlı olmasını sağlamıştır. Linux'un kullanım alanları; iş istasyonları, sunucular, tablet bilgisayarlar, mobil telefonlar, televizyonlar, oyun konsolları, süperbilgisayarlar, otomobiller ve hatta uçaklar olmak üzere oldukça geniştir. 

Share:

Microsoft Windows işletim sistemi



Microsoft Windows, 1985 yılında piyasaya sürülen, mouse ile birlikte kullanıcıya kolaylık sağlayan, grafik arabirimlerine ulaşabilmek için bigisayarda bulunması gereken zorunlu bir işletim sistemidir. Windows, kendinden önce piyasada bulunan MS-DOS'a oranla daha gelişmiş bir yazılımdır ve aynı anda birden fazla yazılımla uğraşabilmeyi mümkün kılması bakımından bilgisayar devrinde bir ilktir.

Bill Gates'in MS-DOS'tan sonraki vizyonu daha basit fakat daha gelişmiş bir işletim sistemi oluşturmaktı. Bunun ilki Windows'tur. İntel ve AMD işlemcileriyle birlikte sorunsuz bir şekilde çalışmaktadır. 32bit ve 64bitlik iki çeşidi vardır. Masaüstü bilgisayarlarda günümüzde işletim sistemi pazarının %90a yakını Windows'tur. Bunun %6,5 lik oranı Vista'dır. Bu alanda rekabet ettikleri ürün Linux'tur.


Başlat çubuğu ve İnternet Explorer'ın yüklü olduğu ilk Windows işletim sistemi Windows 95'tir. Üç sene sonra aynı anda hem taşınabilir bilgisayarlar hem de masaüstüler için aynı yılda iki farklı işletim sistemi daha geliştirildi. Windows ME ve Windows 98. Milenyuma girildiğinde iste ilk iş interneti olan bir işletim sistemi yapmaktı ve bu yapıldı. Windows 2000 piyasaya çıktı. Windows'un 64bitlik ilk işletim sistemi sayılan Windows XP x64 Edition 2004 yılında geliştirildi. Vista'nın beta sürümü 2006 yılında orjinali ise 2007 yılında satışa sunuldu. 2009 yılında Windows 7 geliştirildi. Öncekilerden çok daha gelişmiş bir işletim sistemiydi ve görselliği ve işlevselliğiyle bir devrim niteliği taşıyordu. Bundan  üç sene sonra bir üst modeli olan Windows 8 piyasaya sürüldü. 2013 yılında Windows 8'in güncellemesi olan Windows 8.1 geliştirildi. Son olarak Windows 10 duyuruldu ve bu sene içinde çıkması bekleniyor.

Windows, yukarıda yazdığı gibi üç yılda bir güncellenmesi ve sürekli daha gelişmişe doğru gitmesi sebebiyle pazarın hakimi konumunda. Rakipleriyle arasında uçurumlar olduğu göz önünde bulundurulursa, bir elli yıl daha Microsoft bu konuda dünyada tek olmaya devam edecek gibi görünüyor.


Share:

İşletim Sistemi nedir?


Bu makalede işletim sistemi nedir, ne işe yarar gibi soruların üzerinde duracağız. İşletim sisteminin tanımını yapmak gerekirse; bilgisayarın yazılımlarının ve donanımlarının tam bir uyum içinde olmasını sağlayan, bu süreci yöneten, denetleyen ve sonuç üreten, sorunları ortadan kaldıran ve kullanıcıya gerekli olan işlemleri yapmasına olanak sağlayan sistemdir. Bilgisayarı bir insana benzetirsek, işletim sistemi beyindir.

İşletim sistemi sadece bilgisayar ile sınırlı değildir. Günümüzde bir çok elektronik ürünün işletim sistemi vardır. İşletim sisteminin işlevselliği onun büyüklüğüyle değil, sorunlara kısa sürede etkin çözümler getirmesiyle ölçülür. 



Bir çok işletim sistemi çeşidi bulunmaktadır. En yaygın olanları; Windows, Linux, Mac OS X, ve Android'tir. Masaüstü bilgisayarlarda yapılan araştırmalar sonucunda Microsoft'un açık ara (%90-%98) pazarın lideri olduğu görülmektedir. Kişisel bilgisayarlarda oran bu kadar fazla olmasa bile en yaygını yine Windows'tur.



İşletim sistemlerinin türlerini listeleyecek olursak;

a) Gerçek Zamanlı
b) Çok Kullanıcılı ve Tek Kullanıcılı
c) Çoklu Görev ve Tek Görev
d) Dağıtılmış
e) Gömülü

gibi beş tane başlıkla karşılaşırız. Bu işletim sistemlerinin türleri, ufak ayrıntılar bakımından birbirinden ayrılmış olsalar da temelde büyük oranda aynı görevi görmektedirler.


Share:

Bunlara Göz Atmalısın

Stats

Bu Blogda Ara

Arşiv

Hakkında

Teknoloji manyağı

Latest Posts

Featured

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Mutlaka Okumanız Gerekenler

AD BANNER

Etiketler

Blog Arşivi