Siz bu yazıyı okurken, en az dokuz Facebook kullanıcısı yaşamını yitirecek. Peki geride bıraktıkları mesajlar, fotoğraflar ne olacak? Bu soru sizi de kaygılandırıyorsa, e-vasiyetinizi hazırlamaya başlamalısınız…
Hayatadair aklınıza gelen ne varsa, içinizde bir yerlerde ölüm korkusu gizlidir. Yok olup gitme kaygısıyla, kendimizden bir parçayı geleceğe aktarmaya, dünyada iz bırakmaya çalışırız. Bunun için şarkı besteler, kitap yazar, çocuk büyütür, dev binalar inşa ederiz… Tabii, her zaman ‘üretkenliğe’ yol açmaz bu korku. Kimi zaman yardım arzusunun içine gizlenir: Bir dilenciye verdiğimiz paranın ‘başımızın gözümüzün sadakası’ olmasını isteriz mesela, yardım etmenin verdiği hazla yetinmeden. Kimi zamansa cinayet haberlerinden, cenaze arabalarından gözlerimizi kaçırırız korkumuz yüzünden.
Ölüm korkusundan, hayatımızın ayrılmaz parçası sosyal medya da etkilenir elbette. Hatta sosyal medya, farkında olmadan bu korkuyu törpüler. Çünkü Twitter’da, Facebook’ta ileti ve fotoğraf paylaşarak, Foursquare’de bulunduğumuz yeri işaretleyerek, belki de tarihte ilk kez varoluşumuzu böylesine aralıksız şekilde belgelemeye başladık. Dolayısıyla yaşadığımız anları sosyal medyayla ‘ölümsüzleştirmek’, bilinçaltımızdaki ölüm korkusunu azaltıyor. Sosyal medya bağımlılığının sebeplerinden biri de bu.
Diğer yandan ölüm, hayatın kaçınılmazı… Sosyal medya hesaplarımız ve e-maillerimiz, yaklaşık 50 yıl sonra ölüler günlüğü haline gelecek. Peki, en zayıf anlarımızda yazdığımız mesajları, acaip gençlik fotoğraflarınızı torunlarınızın görmesini istiyor muyuz? Veya diyelim bu günlerde bir yakınımızı kaybettik. Onun yıllar sonra size ‘arkadaş önerisi’ olarak sunulması canımızı yakmaz mı? Cevabınızın benimle aynı olduğunu varsayarak, size bir e-vasiyet hazırlamanızı öneriyorum. Hangi sitelerde hesabınızın bulunduğunu, hangilerinin iptal edilmesini istediğinizi yakınlarınıza bugünden bildirin. Dijital mirasınızı teslim edeceğiniz kişiyi bulduktan sonraysa, aşağıdaki mini rehberimize göz atın.
0 Yorumlar:
Yorum Gönder